Şimdi çalışma zamanı
Kolaylaştırılmış ve sunulmuş imkânlar, hayat bağlarımızı daha da güçlendirir. Ülkemizde mutlu insan maalesef çok az… Hatta yok denecek kadar az. Hal böyle olunca da mutlu olanlarda mutluluğunu yayamıyor. Çünkü her zaman, her şeyden şikâyetçiyiz… Geçim sıkıntısıyla hayatta kalma savaşımızı da genelde zor veriyoruz. Herkes kendi aleminde bugün karnım doysun , benim gemim yürüsün gerisi ne olursa olsun.. Bir megalomanlık, bir tahakküm üzerimize karabasan gibi çökmüş. Toplumsal ve elimizdeki değerlerin anlam ve kıymetini bilmiyorsak, bu karabasanların neticesinde; talihsiz son… Bir gün mutlaka bizi bulacaktır.
Kolaylaştırılmış ve sunulmuş hayatlarda, geçmişteki zorlukları çabuk unutmak ve tüketmekte, bizim en büyük özelliğimiz. Hele ki imkânlar, tırnaklarımızı batırmadan önümüze serilmişse, bilemediğimiz sebeplerle, bastığımız yeri, spor salonunu veya sınıfı, iliklerimize kadar bizi ısıtan doğalgazı veya klimanın dalgalı rüzgârını bile hissedemez oluruz. Spor salonunuza veya sınıfınıza geldiğinizde, bize hizmet sunan kişiler veya hocalarımız orada vardırlar ve orada hep var olacaklarını düşünürüz. Huzur içinde büyük bir güvenle gider geliriz. Onların gitmeye, hastalanmaya, düşünülmeye hiç hakları yokmuş gibi; sadece kendimize odaklanarak, hep bana diyerek gider geliriz.
Ya var olduğumuzdan bu yana bizi koruyan, büyüten, her fedakârlığı yapan maddi manevi hep yanımızda olan annelerimize, babalarımıza, ailemizin büyüklerine genelde, dış etkenler sebebiyle; ilk onlara parlarız… Biliriz ki bizi hep affederler ama hiç düşünmeyiz sözü onlara kullanırken nereye gidecek, nereden vuracak diye..!
O kadar ki kapısını size ardına kadar açanları, gün olur yanlarındayken bile göremez, düşünemez olursunuz. Nedeni ise; bizim bile sonradan anlam veremediğimiz nedenlerdir. Ama hiç beklenmedik bir anda geliveren meçhule yolculuğun sonunda; artık yoktur bizi affedecek, gönlümüzce, hoyratça, kırdığımız aile fertlerimizi kaybedince anlıyoruz, ne kadar değerli olduklarını… Elimizin altında her zaman hazır bulunan bizim hayatımızı kolaylaştıranları, farkına bile varamadan, kaybediveririz.
Bir düşünürsek o kadar çok örnek var ki; Sigara, alkol, uyuşturucu bağımlılıklarıyla en kıymetli değerlerimizden sağlığımızı kendi elimizle de kaybetmiyor muyuz? Oysa doğduğumuz günden bu yana dünya, yaşamak ve mutlu olmak için her şeyi hazır sunuyor bize .. Örneğin bir ağaç mı diktik bu dünyaya…
Bu örneklere; Yakın arkadaşınızı, bir hocanızı veya öğretmeninizi, iş arkadaşınızı hatta evinizdeki sevimli küçük bir kedinizi, köpeğinizi, kuşunuzu da dâhil edebiliriz bu konuya…
14 Şubat 2011, Sevgililer günü akşam, saat 18,00 de başlayan ve 24 saat beni derinden etkileyen, neyse ki sonu mutlu biten bir kaos neticesi; bu satırları yazma ihtiyacı hissettim. Bu 24 saatte elimdeki değerler, kazançlar, kayıplar bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden.
Konu :Bostancı Halk Eğitim Merkezi (BOHEM) İngilizce kursu ve Değerli Öğretmenimiz Seda Gökçe…
Yıl 2008, Facebook sosyal iletişim ağında 40 yıl sonra beni bulan Judocu arkadaşlarımın, Australya' ya beni davet etmeleri ile başladı İngilizce hikâyem… Süper bir aile ve dünyanın yaşanacak en güzel şehri Sydney de İngilizce konusunda kendimi, ot gibi hissettim …
Döner dönmez, BOHEM de Seda Gökçe Hocam ile kursa başladım.. 2009 yazıda bir sıcaktı ki anlatamam.. Almancadan geçiş yapmanın zorluğu bir tarafa, Türkçenin kök ve hece sistemi ile İngilizcenin kalıp ve ters özne yüklem sistemi; bir kâbus gibi üstüme çökmüştü…
Bizim kadar hiçbir millet, İngilizce öğrenmek için bu kadar çaba sarf etmiyordur herhalde; her köşe başında bir dershane var. Hepsinde kursiyer dolu ve İngilizceyi, millet olarak neden sökemediğimizi de kavramış oldum böylece… Bizim öğrenememedeki en büyük sorunumuz, Türkçe dilbilgimizin zayıflığından kaynaklanıyor maalesef...
Boğaziçi Üniversitesi mezunu, Marmara Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi, 26 yaşında kendine özgüvenli, insancıl, hanımefendi, güler yüzlü, saygılı, otoriter, öğretme kabiliyeti çok yüksek olan Hocamız Seda Gökçenin olağan üstü sabrı ile hem İngilizce hem de Türkçenin dil bilgisini öğrenerek bitirdik birinci kursumuzu… İkinci kurs , kış dönemiydi ve elektrikli ısıtıcının beni hasta etmesi ile ipin ucunu kaçırdım ve ha bu dönem, yok şu dönem diyerek hızla geçen zamanda; tekrar başlamam 2010 yılının sonunu buldu..
İngilizce konusunda artık kendimi ot gibi değil, deve dikeni gibi hissetmeye başlamıştım… Tekrar birinci kurdan başlamakla en doğru kararı vermiş; pekiştirmeler ile kendime güven kazanarak, mükemmel bir dönem geçirip ikinci kursa 14 Şubat sevgililer günü akşamı; artık ben bu konuyu halledeceğim diyordum ki…
İlk dersimizde, hocamız çok üzgün bir ifade ile ayrılmak zorunda olduğunu bize açıklarken; sınıfın şok olmuş vaziyetteki derin sessizliğinde, dizlerim sıtma tutmuş gibi sarsılırken, 2009 ilk kurstan bu zamana kadar geçen zamanda, kazanacak iken kaybettiklerim gözlerimin önünden tek tek geçti ve hocamızın üzgün ifadesinde; kendi yaşadıklarımla, kendimi muhakeme edişim, beni hem şaşırtıyor; hem de uyandırıyordu…
Haklıydı… Hocamız sebeplerinde.. Az maaşla , özverili çalışmasında , gereken desteği, motivasyonu bulamıyordu.. Ama seviyordu burayı, mutluydu burada… Çünkü hocamız, yapı ve karakter olarak içindeki devrimleri tamamlamış; BOHEM de ise halkın içine karışıp, İngilizcede devrimler yaratıyordu…
Ya, ben ne yapıyordum? Böylesine değerli bir hocaya sahipken, gereken performansı göstermediğim gibi, geçen 2 yılı da boşa harcadım… Hep burada olacağına inandığım hocam…. Elimden kayıp gidiyordu….
Duygusal davrandığımı düşünebilirsiniz… Amannnn…… Seda Hoca giderse başka hoca gelir.. Tamam doğru düşünüyorsunuz.. Ama sevgi, saygı, güven temellerine oturtulan ve en önemlisi eğitimin kalitesi…. Nasıl aynı dikişi tutturacaktık yeni hocayla… Ah diyordum ah… Neden bu 2 senede gelip hocamdan öğrenmedim şu İngilizceyi… Neden bilemeyiz değerli hocalarımızın kıymet ve değerini….
Önümde; bana sunulmuş kolaylaştırılmış, güven ve saygı duyduğum imkânlar vardı… Hayatımın kalitesi ve anlamı yükselecekti... Her zaman kaliteyi yakalamak çok zor… Bazı şeyleri anlamak için kaybetme korkusunu aklımızın bir köşesinde hep tutmak mı lazım… Bu yazdıklarımda ; Seda Gökçe Hocanım sadece bir örnek….. Annemiz babamız, çocuklarımız, sevdiğimiz bir arkadaşımız, iş arkadaşlarımız, idarecilerimiz, Uzakdoğu sporları hocalarımız, öğrencilerimiz, sporcularımız, işimiz evimiz, hatta kedimiz köpeğimiz, bıcır bıcır öten kuşumuz için dahi geçerli bir örnek değil mi …?
Ertesi gün, BOHEM de iki Müdür yardımcısı bayan hocalarımız ile görüştüm.. Çok güzel ve anlamlı bir söz kullandılar, çok hoşuma gitti… Sizinle paylaşmak istiyorum bu konuşmayı…
“Biz eğitimciyiz. Eğitimde kin, kırgınlık ve küslük olmaz… Seda Hocanızla görüşüp, görevinde kalması için elimizden ne gelirse yapacağız…” dediler.
Bostancı Halk Eğitim Merkezinin; Türkiye de en fazla başarı gösteren kursiyer potansiyeli ile yönetim ve eğitim kalitesinde, bir numaralı merkez olmasının nedenini; şimdi daha iyi anlıyorum… Seda Hocamız, görevinde J
Her şey zamanında yapılmalı ve elimizdeki değerlerin kıymetini çok iyi bilmeliyiz…
Dersini alana; Geçmiş; geçmişte kaldı.. ŞİMDİ ÇALIŞMA ZAMANI…….
Nilgül Ertekin
Judo 3.Dan
Diğer Yazarlar