A+ A-

Tek Dünya Tek Rüya

 

     

         Bir olimpiyat madalyası kazanabilmek

     Olimpiyat oyunları, dünyadaki en büyük spor yarışmaları, tanıtım ve propaganda organizasyonudur. Geçmişte savaş için kullanılan spor, yani beden eğitimi kültürü; bugün insanları bir araya getiren, sevgi ve dostluğu pekiştiren, kültürel yakınlaşmayı sağlayan, evrensel barış araçlarından biri olmuştur. Çağımızda dünya devletleri, spor alanlarında güçlerini, zenginliklerini ve kültürlerini de sergileyerek, kendilerini kanıtlama mücadelesi vermektedirler. Ekonomik kalkınmışlık spora da yansımaktadır. Böylece savaşlar, savaş alanlarından kültür, sanat, bilim, ekonomi ve spor alanlarına kaymıştır. Bu nedenle Olimpiyat, en büyük propaganda aracıdır.

     Bir olimpiyat madalyası kazanabilmek son derece güçtür. Onun için gerçek bir savaş verilir. Olimpiyatlarda dünyanın en yetenekli sporcu gençleri ülkelerinin bayrağını göndere çektirebilmek için kıyasıya bir mücadeleye girerler. Başarı; verilen imkan, çalışma ve inançla sağlanır. Yarışmacılar, ülkelerinin ve sporun şerefi için and içerler.

     2008, Çin yılı

     Son yıllarda, ekonomik olarak dünyayı sarsan ve Şanghay beşlisi içinde siyasi bir güç olarak kendini dünyaya kabul ettiren Çin, 2008 olimpiyat oyunlarına çok iyi hazırlanmıştır. Amacı Amerika’ya üstün gelmektir. Ev sahipliği avantajını da kullanarak bunu açık farkla başarmıştır. Kazandığı altın madalya sayısı 51 dir. Buna karşın Amerika 36, Rusya 23 madalya elde etmiştir. Sidney’de; Amerika 40, Rusya 32, Çin 28, Atina’da ise Amerika  35, Çin 32, Rusya 27 altın madalya kazanmıştır. Başta da belirttiğim gibi, sporda üstünlük artık, küreselleşen dünyada hakimiyetin işaretidir. Çin, düzenlediği asrın muhteşem oyunları ve gösterileri ile kendi kurguladığı dünyasında rüyasına kavuşmuştur.

     Dünya sporunda layık olduğumuz yerde değiliz

     Bu yıl Pekin olimpiyat oyunları bizim için çok zor geçmiştir. 1 altın, 4 gümüş ve 3 bronz ile toplam 8 madalya elde edilmiştir. Madalya kazanan sporcuların tümü genç ve ilk kez olimpiyatlara katılmaktadır. Dereceleri taktire şayandır. Daha önce 26 ve 22. sıralarda bulunurken, bu yıl 36. sıraya gerilenmiştir. Çek cumhuriyeti, Slovakya, Gürcistan, Macaristan, Danimarka, İsviçre, Kuzey Kore ve Kazakistan Türkiye’nin önünde yer almışlardır. 72 milyon nufusumuza karşın, Olimpiyat oyunlarına katılmaya hak kazanan sporcumuzun sayısı 60’lı rakamları geçememektedir. Olimpiyatlarda 30 ana spor dalında erkek ve kadın sporcular için 300 kadar spor dalı bulunmaktadır. Örneğin atıcılıkta erkekler için: 10 m. Havalı tabanca, 25 m. Seri tabanca, trap,ikili trap, 10 m. Havalı tüfek, 50 m. Tabanca, 10 m. Hareketli hedef, 50 m. Serbest tüfek yatarak, 50 m. Serbest tüfek üç pozisyon ve skeet dalları bulunmaktadır. 7 dal da bayanlar için mevcuttur. Atıcılıkta toplam 17 dal bulunmaktadır. Atletizmde 40, bisiklette 18, yüzmede ise 32 dal mevcuttur. Yani oyunlarda 300 altın, 300 gümüş ve 300 bronz olmak üzere ortalama 900 madalya dağıtılmaktadır.  Olimpiyat oyunlarına her dalda 1 sporcu ile katılan ülke en az 300 kişi ile katılma hakkına sahiptir. Yöneticilerimiz bilerek veya bilmeyerek şöyle diyorlar: “Olimpiyatlarda 30 spor dalı mevcut. Biz 20 dalda madalya kovalayacağız”. Olaya böyle yaklaşınca ve 8 madalya da kazanılınca savunma kolay. 30 dalda 8 madalya denebilir. Peki 600-700 sporcu ile katılan ülkeler, bukadar sporcuyu gezi için mi getiriyorlar? Bu nedenle konuşurken biraz hesaplı konuşmak gerekiyor. Madalya alabileceğimiz spor dalı 5-6 kadardır ve bu klişeleşmiştir. Bunlar da Güreş, Halter, Boks, Judo ve Tekvando gibi ferdi mücadele sporlarıdır. Bu eski çember artık kırılmalıdır. Her nekadar ona inanmayanlar ellerini bayraksız bırakmışlarsa da Atlet Elvan, bu çemberi kıranlardandır. Dünya ekonomisinde 15. sıralarda yer alan  Türkiye artık en az 300 sporcu ile temsil edilebilmelidir.

     Çağlar boyunca devletinin temelini beden eğitimi kültürünün üzerine kurmuş bir milletin torunları olarak, hiç de öğünülecek bir durumda olmadığımız görülmektedir. Nüfusunun yarıya yakını gençlerden oluşan Türkiye, Olimpiyat oyunlarından birkaç madalya ile dönerken  23 yaşındaki bir tek Amarikalı yüzücü Michael Phelps, 8 altın madalyayı aynı oyunlarda kazanıyorsa, övünmeye hakkımız yok demektir.

     Sporun temeli olan atletizm, yüzme ve cimnastikteki  halimiz ortadadır. Dört tarafı denizlerle çevrili ve bunca gölü olan ülkemizin kürekçileri, yüzücüleri, yelkencileri ve tramplen atlayıcıları  nerededir?

     Ata sporlarımız olan atıcılık, binicilik, kılıç, cirit, çekiç ve okçulukta yarışacak sporcumuz mevcut değildir. Bunca plajımıza karşın plaj voleybolcuları, salon voleybolcuları, tenisçiler, bisikletçiler, 12 dev adam, filenin sultanları ve muhteşem transferlerin yapıldığı futbol takımlarımız Olimpiyat oyunlarında yerlerini alamamaktadırlar.

    Her çocuğun spor yapma imkan ve mecburiyetinin bulunduğu, nüfusun % 20’  sinin 

lisanslı  sporcu olduğu, devlet bütçesi veya diğer kaynaklardan gençliğe, spor veya spor yatırımlarına % 8-12 pay ayrılan gelişmiş ya da sporun değerinin bilindiği ülkelere bakıldığında, ülkemizde sporcu, spor eğitimcisi ve spor tesisi olmadığı görülmektedir.   

           Olimpik sporcu bebek gibi özenle bakılmalıdır

     Biz bir olimpik sporcunun nasıl yetiştiğinin farkında değiliz. Halbuki onlar bizim gurur kaynağımız, hatta milli kahramanlarımızdır. Bu sporculara ulvi heyecan verilmelidir. Sürekli ruhlarına hitap eden moral eğitimi uygulanmalıdır. Yediğinden içtiğine, ilacına, giyimine, kuşamına, uykusuna, istirahatine, moral yapısına, tıbbi kontrollerine, hatta attığı adıma ve aldığı nefese kadar hepsi kontrol altında olmalıdır. Özel doktoru, diyetisyeni, fiziko-terapisti, kondüsyoneri, antrenörü, kamp müdürü ve psikoloğu onu bebek gibi özenle bakmalı, hafiye gibi takip etmeli ve moralini daima en üst seviyede tutmalıdırlar. Bunun için, olimpik sporcunun kendini tümden teslim edebileceği; tekniğine, taktiğine, motive etmesine, spor kültürüne ve uluslaraarası deneyimine inandığı, antrenör veya kondüsyoner gibi, lider bir ağabeyine ihtiyacı vardır. Antrenör; “ölümüne koşacaksın” dediğinde, sporcu da ölümüne koşmanın ne anlama geldiğini bilecektir. İşte budur ulvi heyecan. 4 sporcusunun ikisi madalya alan Tekvando göstermiştir ulvi heyecanını.

     TMOK, 100 yaşını doldurmuşken, temsilden bahsedilemez

     Yöneticilerimiz, rekor üstüne rekor kırılan bu oyunlarda temsil etmenin de önemli olduğundan , veya Çin’de yani herşeyin devlet eliyle yürütüldüğü  bir ülkede olduklarını unutarak, “50 yıl önce özerklik getirseydik” gibi  başarısızlığa kılıf aramakatadırlar. Yalnız bisiklet sporunun 54 madalya verdiği oyunlarda, 20 sporcumuzun madalya kovalayacağından söz ediliyor. Sporcularımız ise; ya sakat, ya da sakatlanıyor. Birinciliği kaçırıp, üçüncü olan bir yabancı sporcu hüngür hüngün ağlarken, bizimkiler; “Elimden geleni yaptım. Kimse benden mucize beklemesin, kader böyle imiş”   diyorlar. Belliki sporcular başaracaklarına inandırılmamışlar. İnanıp başarılı olanlar ise basınımızın devşirme hakaretlerine maruz kalmaktadırlar.

     Yöneticilerimiz, 2012 için 1000 sporcuya özel devlet desteğinden, eski şampiyonlara maaş bağlandığından, milli eğitimle birlikte hareket edileceğinden, olimpik sporcular için ne istendi ise verdiklerinden, olimpik sporcuları  gözlemlediklerinden, birçok profesör, hatta rektör görevlendirdiklerinden ve belediyelerin spora nekadar önem verdiklerdinden övünçle söz ediyorlar. Modern ülkelerde tüm çocuklara ana okullarından itibaren yüzme, cimnastik ve atletizm sporlarından biri mecbur kılınırken, Türk çocukları kurs ve sınav batağında boğulmaktadır. Okullarda ve Gençlik Spor bünyesinde yeterince spor salonu/tesis ve spor eğitimcisi yoktur. Zira İtalya, Fransa gibi ülkelerde 20 milyon lisanslı sporcu verken, Türkiyede lisanslı sporcu 1 milyonu geçmemektedir. Mevcut olan salonlar ise çoğu zaman boştur. Eski şampiyonlardan çok, okul  ve kulüplerinde bölge şampiyonalarına katılan öğrencilere, derecelerini korudukları sürece hiç olmazsa okul harçlıklarına katkı olacak bir maaş verilmelidir. Belediyelerin yaptıkları ise; olimpiyat oyunlarına katılabilecek sporcuları bünyesine almaktır. Alt yapılarından yetişmiş elemanları mevcut değildir. Gençlik ve spor teşkilatının, olimpik sporcuyu gözlemleyecek yetişmiş spor uzmanı da yoktur. Elvan’ı geçen o fakir ülke sporcusunun 4 tane eğiticisi bulunmaktadır. Onun için sporcuya her istedikleri değil, ihtiyacı olan şeyler verilir. Görev verdik dedikleri profesörlerin de kendi işleri başlarından aşmıştır. Türkiye’deki kadrolu antrenör ve bilimsel eğitmen sayısına bakıldığında zaten herşey ortaya çıkacaktır.

     Türk sporu bir çöküntü içindedir. Spor; açıkça sporun kültürünü, alt yapısını, tekniğini, taktiğini, moral ve ruh yapısını  bilmeyen siyaseten yetkilendirilmiş kişilerin elindedir. 29. yaz olimpiyatları boynumuzu bükmüştür. Çare; milletçe sporun öneminin kavranmasıdır. İyi bir spor politikasının, milli savunma ve sağlık yatırımlarından tasarruf sağlayacağı unutulmamalıdır.
 
 
 
Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK 
 
 Türkiye Olimpian Derneği Genel Sekreteri -Türkiye Judo, Karate, Kuraş, Aikido,Vuşu Fed. Eski Başk. 

Tüm Makalelerini Göster