Osmanlı Devletinde Mücadele Sporları
Prof. Dr. İbrahim ÖZTEK
Türkiye Olimpian Derneği Eşbaşkanı, TMOK Üyesi
Judo Karate Kuraş Aikido Vuşu-Kungfu Fed. Eski Başkanı
OSMANLI DEVLETİNDE
ALETLİ YAKIN MÜCADELE SPORLARI
Osmanlılar sporda, kendilerinden önceki Türk kavimlerinin ve özellikle Göktürk ve Selçukluların mirasına konmuştur. Hun, Oğuz ve Selçuk törelerine sahip çıkmışlardır. Osmanlı devrinde beden eğitimi kültürü son derece geliştirilmiştir. Bu cihan imparatorluğunun korunabilmesi için bedenen, ruhen ve aklen gözü pek kuvvetli, dayanıklı ve çevik savaşçılar, cengaverler ve onlara önderlik edecek dirayetli akıncı beyleri, kumandanlar ve Alpler yetiştirilmiştir. Eğitimin devamlılığı esas bilinerek, yerleşik askeri kışlalar haricinde her kentte ve yerleşim alanlarında kültür, sanat ve sağlık merkezleri içeren külliyeler, halk için açık eğitim ve atış alanları kurulmuştur. Bunların yanında beden eğitimi merkezleri yani zorhaneler veya zücca tekkeleri oluşturulmuştur. Başlarına BAŞİDMANCI olarak da bir ŞEYH tayin edilmiştir. Bu tekkelerde 3-4 yaşından itibaren başlayan eğitimin tüm aşamalarında her çeşit ihtiyaçlar devlet tarafından karşılanırdı. Eğitim, gündüzlü veya yatılı olarak yapılırdı.
Vakıfların spora büyük katkıları vardı ve sporla ilgilenen yöneticiler büyük spor organizasyonları yaparlardı.
Bu idmancıların içinden seçilen üstün yetenekliler, Fatih Sultan Mehmet devrinde sarayda veya doğrudan padişah himayesinde kurulmuş olan enderun-u hümayun’da yüksek eğitimlerini devam ettirirlerdi. Enderun-u Hümayun, devleti her alanda temsil yeteneğine sahip özellikle ve yetenekli kişilerin eğitildiği yüksek eğitim merkezleri idi.
Sistemli beden eğitimi sonucu yetişen yetenek sahipleri Türk gibi kuvvetli sözünün sahipleri olmuşlardır. Türkler her devirde beden eğitimi kültürüne ulusça önem verdikleri sürece cihana hükmedeceklerine inanırlardı. Nitekim Osmanlılar da bu kültürü, her kültürün üstünde tutmuşlardır. Osmanlı devletinin son ikiyüz yılında bu sistem çökmeye yüz tutmuştur.
1915 yılında Çanakkale savaşı öncesi sistemi son teftiş eden müfettiş Yarbay Mustafa Kemal olmuştur. Teftiş sonrası devlete sunduğu raporda; mahalli yönetimlerin ilgisizliğini, vakıfların spora gereken önemi vermeyişini ve milletçe spor yapma özelliğinin kaybolmuş olduğunu dile getirmiştir.
Osmanlı devrinde yapılan yakın mücadele idmanlarını aletli (silahlı) veya aletsiz (silahsız) olarak ikiye ayırmak mümkündür.
-Silahsız veya aletsiz mücadelede: Güreş, Usullü vuruş (bugünki karate/boks) ve tepme (karate veya tekvando şeklinde tekmeleme),
-Silahlı veya aletli mücadelede ise: süngü, kılıç, matrak, tomak ve tuluk gibi idmanlar yer alırdı.
Bu yazıda, bizim öz sporlarımızdan olup da unutmuş olduğumuz matrak, tomak ve tuluk sporları anlatılacaktır.
Matrak, adı geçen oyunda kullanılan değnek, sopa veya talimci şişidir. Bu sopa şimşir ağacından yapılır, cilalanır ve son derece dayanıklı bir hal alır. Matrak sopası iki çeşittir. Birincisi 80-
Matrağın diğer aleti kalkandır. Bu kalkan, birkaç kat keçe veya kıtık doldurulmuş deri kaplı bir yastıktan ibarettir. Bu yastığın iç yüzünde bir adet elin geçtiği tutacak kısmı bulunmaktadır. Bu kalkan, korunma amaçlı kullanılır. Kalkanın çapı
Sopa veya tahta kılıç ile talim çok eski devirlerden itibaren her milletin tarihinde vardır. Türklere has bir özellik değildir. Savaşçı olarak yetiştirilen bir çocuğun ilk kılıç eğitimleri böyle bir araçla geliştirilirdi. Örneğin Mısır’da çok eski devirlerde köylüsünden Firavununa hemen hemen herkesin oynadığı bir oyun, sopa eskrimi idi. Sopanın muhafazalı bir kabzası, yani tutacak kısmı mevcut olup, kalınlığı 2,5-

Eski Mısırlılarda sopa ve daha sonra gerçek kılıçla eğitim
Türkler, Osmanlılar zamanında sopa ile kılıç sanatını oyun haline dönüştürmüşler ve bu sanatı sipahisinden yeniçerisine tüm savaşçı unsurlarda asırlarca kullanmışlardır. Matrak, Kanuni Sultan Süleyman zamanında son derece yaygınlaşmış ve saraya da girmiştir. 1529 yılında yapılan büyük şölende, devrin en meşhur matrakçısı olan Nasuh bu oyunun tüm inceliklerini sergilemiştir. Kanuni’nin torunu III. Murat 1574 yılında tahta geçtiğinde düzenlenen şölende de matrakçılar dikkati çekmiştir.
Yazılı ve resimli şekilleri günümüze ulaşmamış olan matrağın 160 kadar oyununun bulunduğu belirtilmektedir. Oyunun meraklılarından olup, büyük güce sahip IV. Murat da matrak oyunlarının tüm inceliklerine hakimdi.
Matrak oyununda asıl amaç, puanı yüksek olduğu için eldeki matrak sopası ile rakibin kafasına vurmaktı. Karşıdan yukarıdan aşağı, sağ veya sol yandan, vücut dönüşleri ile arkadan gelen darbeler ile gövdeye yapılan dürtmeler, şişlemeler (adı üstünde, talimci şişi) kalkan görevi gören yastıklarla önlenirdi. Hakemlik yapan çavuşlar, darbenin sayısına, şiddet ve etkisine göre puanlayarak, mağlup ve galipleri ilan ederlerdi. Hem hücum eden, hem de savunmada olan oyuncular o kadar seri ve çevik hareket ederler, eğilirler doğrulurlar, Sağa sola yukarıya sıçrarlar, değişik türde savuşturma, bloklar ve akrobatik hareketler yaparlardı ki, oyunun seyrine doyum olmazdı. Hareketler çok kıvrak bir dans gibiydi. Bu akrobatik ve kıvrak hareketler nedeni ile oyunun adı günümüze “ne matrak adam olarak yansımıştır” Gösteri yarışmalarında ikili grubların birbirini yaralamadan sergiledikleri oyunlar yorulana kadar devam ederdi.

Kılıç kalkan oyununu anımsatan matrak hücum ve korunma teknikleri
Matrakçılar, özel bir korunma aracı veya zırh kullanmazlardı. Giysileri, başlarında sarıkları, üstlerinde gömlek, altlarında hareketlerini engellemeyecek rahat bol ince kumaştan bir pantolon ve beli saran kuşaktan ibaretti. Ayaklarına hafif bir deri ayakkabı giyiyorlardı.
Bu oyun dışında gerçek kılıçlarla yapılan eğitimler de kılıç kalkan oyunları şeklinde ayrıca sergilenir, ikili veya çoklu takımlar halinde kılıç kalkan oyunları oynanırdı.


Sopa ile yapılan talimler, sonradan yerini gerçek kılıç ve kalkana bırakıyordu.
1300 lü yıllardan itibaren Japonlarda da ağaç sopalar veya tahta kılıçlarla yapılan kılıç eğitimleri, daha sonra yerini bambu kamışından yapılan sopalara bırakmıştır. Japonlar bu spora KENDO diyorlar. Eğitim ilerledikçe bu bambu sopasının yerini KATANA denilen gerçek kılıçlar almaktadır. Buna da İAİDO denmektedir. Bugün Kendo ve iaido japon’ların geleneksel sporları arasında yer almaktadır. Kendoda başı ve gövdeyi koruyan zırhlar kullanılır. Giysiler geleneksel Japon soylularının giysilerinin benzeridir. Oyun sırasında yukarıdan aşağı ve yandan başa ve boyuna gelen darbeler ve gövdeye dürtme teknikleri uygulanmaktadır.

Tomak Türkçe bir sözcüktür. Kırgızlar kürklü kalpağa ve doğan kuşunun başına taktıkları başlığa tomak ismini vermişlerdir.
Tomak, sıkıştırılmış kar keçesi üzerine sarılmış meşin kılıftan oluşmuş yassı sert bir top ile kamçı şeklinde örgülü sap ve tutacak kısmından ibarettir. 70-
Bu oyunun oyuncusuna tomakçı veya tomakbaz denir. Türkmenler ve Kars cıvarında Karapapaklar arasında çok yaygındı. 1730 yılından sonra da Osmanlı sarayında rağbet görmeye başladı. Osmanlı devletinde, özellikle sarayda çok ilgi gören bu oyun, Enderun ve saray ehlince zevkle oynanan bir top oyunu haline geldi.
Genellikle 6 kişilik takımlar halinde oynanırdı. Tomak sırta vurulmaya çalışılır, savunma sadece kollarla yapılırdı. Oyunu bir çavuş yönetir, çavuşun HAMLE komutu ile oyun başlar, ÇEK komutu ile sona ererdi. Sırtına tomağı yiyen oyun dışı kalır, tomağı yememek için pek çok savunma hareketleri, iskivler, sağa sola eğilme, sıçrama ve çeşitli akrobatik hareketler sergilenirdi. Bazı oyunlarda kurallar hafife alınır, o zaman kelle kulak usulü saldırılar uygulanırdı.
Genişçe açık alanda oynanan bu oyun, festivaller kapsamında padişah ve padişahın yabancı misafirleri huzurunda, davullar ve borazanlar eşliğinde, oynanırdı. Oyunun özel bir giysisi olmayıp, oyun sırasında daha çok günlük, rahat, hareketleri engellemeyecek, fakat ekiplerin birbirini ayırt edebilmeleri için farklı renklerde giysiler tercih edilirdi.
Tomak oyuncularının kıyasıya mücadelesi

Tuluk, keçi tulumundan yapılmış şişirilmiş tuluk denilen aletlerle yapılan oyunsu bir spordu. Oyuncusuna tulukçu veya tulukbaz denirdi. Sporcular birbirine yumruk vurucular gibi tulukla özellikle başlarına vururlardı. Hem vuruşun şiddetinden, hem de meydana gelen beyin sarsıntısından ya da yorulup takatsız kaldıklarından oyuncular sonunda devrilirlerdi. Yere düşen kaybeder, mağlup olurdu. Kendini koruma tomakta olduğu gibi boş olan el ve kollarla sağlanırdı.
Yastık döğüşünü andıran oyun, iki kişi veya 10-15 kişilik takımlar halinde oynanırdı. Tuluk daha çok Orta Anadolu’da yaygındı. Zaman zaman sarayda, padişah önünde veya festivallerde gösterileri yapılırdı.
Tulukçular genellikle aynı tür giysi giyinirlerdi. Başlarında sarık, börk veya kenarları kalkık kukulata şeklinde şapka, üzerlerinde kısa kollu, kaban boyunda, önü yukarıdan bele kadar düğmeli, beli tokalı bir kemerin sardığı yandan yırtmaçlı ceket, alt taraflarına da hareketi engellemeyecek bolca pantolon giyerlerdi. Ayaklarında da kırmızı deri yemeni bulunurdu.

KAYNAKLAR
1. ALPMAN C.: Eğitimin Bütünlüğü İçinde Beden Eğitimi ve Çağlar Boyunca Gelişimi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1972.
2. GÜVEN Ö.: Türklerde Spor Kültürü, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Ankara 1992.
3. KAHRAMAN A.: Osmanlı Devletinde Spor, T.C. Kültür Bakanlığı, Ankara 1995.
4. ÖZTEK İ.: Çağlar Boyunca Türklerde Spor ve Osmanlı Devletinde Yakın Mücadele Sporları. Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi
2005 (224): 41-46
5. YILDIZ D.: Çağlar Boyunca Türklerde Spor. Telebasım, İstanbul 2002.
Diğer Yazarlar