Gençler Kore´de Atalarını unutmadı

İki ülke arasında imzalanan değişim programı çerçevesinde Güney Kore´ye giden gençlik kafilemiz, Pusan´daki Türk şehitliğinde Koreli gazilerle karşılaşmalarında gözyaşları sel olup aktı.

Gençler Kore´de Atalarını unutmadı
A+ A-

 

 

 Güney Kore ile Türkiye arasında 2007 yılında imzalanan bir protokolle karşılıklı gençlik ziyaretlerinin yapılması kararlaştırıldı. Geçtiğimiz Eylül ayında 20 kişilik bir Kore gençlik gurubu Türkiye’ye gelerek tarihi ve kültürel ağırlıklı bir Türkiye turu gerçekleştirdi. İstanbul, Bursa, Ankara gibi kentlerimiz gezildi, tanıtıldı. Müzik, yemek, barınma, insan kaynağı, aile yaşantısı gibi başlıklardan oluşan bir Türkiye tanıtımı yapıldı. Koreli gençler müzik dinledi, Türk yemekleri yedi, tarihi yerleri ziyaret etti ve son olarak ikişerli guruplar halinde Ankara Beypazarı’nda ailelerinin yanında kaldı.
 

 

Geçtiğimiz Ekim ayın da ise kafile başkanlığını Gençlik ve Spor Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Kocatepe’nin yaptığı 20 kişiden oluşan gençlik kafilesi Güney Kore’ye gitti. Oldukça ilginç ve güzel hatıralarla yurda dönen kafile, özellikle Türk şehitliğinde karşılaştıkları manzarayı, yaşadıkları duyguları, Koreli gazilerin gençlerimizi bağırlarına basarak döktükleri gözyaşlarını yaşamları boyunca unutmayacaklarını anlattı. Kafile Başkanı Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Kocatepe’nin tuttuğu günlüklerde izlenimleri özetle şöyle:
 

 

PUSAN TÜRK ŞEHİTLİĞİ’NDE BM ANMA GÜNÜ
“Bir güzel tesadüf müdür yoksa Koreli dostlarımızın hoş bir sürprizi mi bilmiyorum ama bugün Dünya Birleşmiş Milletler Günü ve biz Pusan’dayız 1950 yılında BM’nin talebi üzerine Türk askeri Kore ye bu şehirden girdi. Zaten Çin ve Kuzey Kore askerleri en güneyde kalan bu şehre kadar ilerlemişlerdi. Gelmemizle birlikte karşı harekât 3 yıl boyunca başarı ile tamamlanmış ve Güney Kore böylece İşgalden kurtarılmış, bağımsızlık kazanmış biz de BM üyeliğine kabul edilmişiz.
 

İşte bugün Kore’nin en güneyinde Japon denizine kıyı Pusan kentinde Kore savaşlarında hayatını kaybeden tüm BM askerleri anısına büyük törenlerin yapıldığı gün. Ve ne büyük şans ki bizde bu gün bu törenlere katılıyoruz. Dedelerimizin buradan ayrılışından tam kırk sekiz yıl geçmiş. Ama o gün ki kahramanlıkları hiç unutulmamış. Sokakta Türk olduğunuzu anlayan özellikle de orta yaş üzeri Koreliler, hemen etrafınızı sarıyor size sevgi ve saygı gösterisinde bulunuyor”


 

NAZIM PAŞA, MUSTAFA ONBAŞI…
“Kaldığımız Gyuonju şehri buraya bir buçuk saat mesafede. Saat 10 15 te Pusan’a varıyoruz. Direkt olarak şehitliği ziyarete gidiyoruz zira saat 11.00’de burada anma töreni tapılacak.Otobüsten iniyoruz sağ olsun gençler bol miktarda bayrak getirmişler yanlarında . Onları sallaya sallaya şehitliğin kapısına geliyoruz ki; birde ne görelim. Koreli gazilerde oradalar hemen bayraklarımız istiyorlar bir anı fotoğrafı çektirebilir miyiz ?: Tabi ki; diyoruz. Resim çektiriyoruz hem topluca hem de mermere işlenmiş Türk bayrağı anıtının başında. Tam o sırada yaşlıca bir Kore’li yaklaşıyor. Yarım Türkçesi ile bize bir şeyler anlatıyor: “Ben 5. Tugayda asker. Başımızda Mustafa onbaşı var. Soyadını unuttu ben. Çok vakit geçti zor konuştu Türkçe ben. Bir de Paşa Var idi. Nazım paşa ben hep onlarla beraber idi. Kardeşlerim siz hoş geldi”“Adamın bizlere bir sarılışı vardi ki; görülmeye değer. Bizde ona sarıldık dedelerimizin asker arkadaşını görmüştük ne de olsa. Bayrak verdik iki eline ve diğer arkadaşlarına birçok Koreli Türk bayrakları ile gitti anma törenine”
 

‘’KİLOLU İNSAN GÖREMEDİK’’
“Damak zevkimiz ve kültürümüze pek uymayan, sos ve domuz etini katmazsak; burada yemekler son derece sağlıklı. Ekmek adeta hiç kullanılmıyor. Az pişirilmiş deniz ürünleri ve her türlü bitkinin kullanıldığı hemen her sofranın baş yemeği bizim pilava benzeyen ama yağsız ve tuzsuz pirinç yemeği. Korelileri dünyanın en sağlıklı beslenen halklarının ön sıralarına yükseltmiş. Ülkede nerede ise kilolu insan göremedik. Birde iki metal çubukla yavaş yemeleri sindirime büyük katkı sağlıyor. Başlangıçta biraz alışmak güç ancak alışınca gerçekten çok nefis”…
 

 

DEVASA PARKLAR ŞEHRİ: SEUL
“Güney Kore’nin en karakteristik özelliği temiz bakımlı yemyeşil doğal güzellikleri diyebiliriz. Saatlerce yemyeşil ormanlar arasında yolculuk yaptık. Bizdeki Karadeniz’e çok benziyor. Seul’u ikiye ayıran Hankang nehri üzerinde kurulu ve her biri birer boğaz köprüsünü andıran köprüler ile nehir boyunca sağlı sollu uzanan uçsuz bucaksız parklar bir başka gezegene gelmiş hissi veriyor. Ayrıca şehrin irili ufaklı tepeciklerini de çok iyi değerlendirmişler. Tepelere tarihi tapınaklar, sportif amaçlı yürüme pistleri, doğa parkları yapmışlar. Tepelerin araları doğal göletler bulunuyor. Kısaca Güney Kore doğa harikası bir ülke”


 

TARİHİ ESERLER YERİNDE KORUNUYOR
“Üç bin yıllık Kore tarihinin hemen her döneminden kalma eserler, tapınaklar ve saraylar olduğu yerlerinde orijinal halleriyle korunmuş. Kapalı alanda kalması zorunlu olan eserler ise devasa müzelerde muhafaza ediliyor. Seul’daki ulusal müzede Çin, Japonya, Vietnam gibi birçok millete ait ilk eserleri sergileniyor. Özellikle Şilla Krallığı döneminde başlayan tarih araştırmaları ve koruma merakı Kore’yi bir tarih hazinesi haline getirmiş. Budist tapınaklarının çoğu faale olarak ibadete açık bulunuyor. Tapınaklarda yapılan ayinler ve törenler hem Kore insanının inancına bağlılığını devam ettiriyor hem de turist çekiyor”


 

 

 

 

HER ALANDA ASLOLAN İNSANDIR
“Güney Kore’de her şeye çok yakın durabiliyorsunuz. Koruma iç güdüsü insanlara verilen eğitim sayesinde geri planda kalmış durumda. Tarihi eserlerin taklitleri ile oynayan çocuklar, Kore savaşlarında kullanılan araç ve silahların ziyaretçiler tarafından kurcalanmasının serbest olmasını farklı bir tarz olarak gözlemledik. Bu tarzın tarihi eserlerin sevdirilmesi, korunması ve tarihi gelecek nesillere sevdirilmesi açısından Türkiye’de olmasını arzuladık. Müzelerde çocuklara yönelik eğlencelerin tertiplenmesi, tarihi eserleri onların anlayacağı bir tarzda sunulması, müze işletmeciliği açısından da üzerinde durulması gereken bir ayrıntıydı. Kore’de belki de en önemli konu Samsung, Hiundai, Kia gibi dünyanın dev şirketlerin ülke ekonomisine ve sosyal hayatına olan katkısı. Özellikle sponsorluk anlayışları onları adeta bir sosyal amaçlı dernek hüviyetine kavuşturmuş”