Mavişin günlüğü 20
Milli Sporcu  Nilgül ERTEKİN

Milli Sporcu Nilgül ERTEKİN

Mavişin günlüğü 20

29 Haziran 2018 - 13:10

 

 

Olayların gidişatını tam anlamak için Mavişin günlüğü yazımın en altında yazarın diğer yazılarında; 1’inci bölümden, 19’uncu bölüme kadar olan kısımları okumanızı tavsiye ederim.

 

 

İstanbul’a dönüş ve gerçeklerle yüz yüze.

 

 

Olağan üstü sessizlikte, gölün güzelliğini hissederek uyandım. Sessizce çadırdan dışarı çıktığımda herkes derin uykudaydı ve yaprak dahi kımıldamıyordu. Gökyüzü toz mavi renkte, beyaz bulutlar parça parça değişik şekillerde sanki sessizce vals ederek çadır halkının uyanmasını bekliyorlardı.

 

Berrak ve hiç kıpırdamayan göl, durgun çarşaf gibiydi. Suyun yüzeyine gökyüzünün maviliği ve bulutların görüntüsü düşmüştü. Göl ve gökyüzü sanki kocaman bir kristal küreydi.

 

Kökleri suyun içindeki zakkumlar pembe beyaz renklerde çiçekler açmış, beni günaydın der gibi sessizce selamlıyorlardı. Güneş belli ki doğalı 1- 2 saat olmuştu. Kafamı çadırdan çıkarttığımda karşılaştığım manzara karşısında nutkum tutulmuştu.

 

Herkes çadırlarda uyuyordu. Saate bakmak istemiyordum. Zaman durmuştu sanki. Gölün sakinliği ve sessizliği ünlü bir ressamın elinden çıkmış bir tablo gibiydi. Büyülenmiş gibiydim, hatırlamıyorum ne kadar zaman öylece bakakalmışken, Yaman Bey çadırından çıktı.

 

 Gölün sessizliğini ve güzelliğini, hiç konuşmadan sessizce paylaştık.

 

Saatime baktığımda sabahın 6 sıydı. Kamp sakinleri yavaş yavaş uyandılar. Çadırları topladık. İçime bir hüzün çöktü o anda. Çadırlarımızı son kez topluyorduk.  Eşyalarımızı rutin olarak hurçlara doldurduk ve kamyona teslim ettik. İznik otelde kahvaltı faslı nedense pek sessiz geçti. Gece sohbetten geç yatanlar hala kendilerine gelememişlerdi. Yaman Bey,

 

-Sıkı bir kahvaltı yaptım. İyileştim acaba bisiklete binebilir miyim?  dedi.

Kahvaltıdan sonra hareket saatine kadarki zamanı değerlendirmek için can dostumuz Cenap Bey ile bisikletlerimize binip göl kenarında kısa bir tura çıktık. Gölün görüntüsü muhteşemdi. İznik bisiklet ile harikuladeydi.

 

Bu küçük tur da, Bursa Uludağ Üniversitesi öğretim görevlisi Züleyha Avşar hocamız ile tanıştık. ORDOS OYAK- Renault doğa sporları grubu ile göl kenarında tatlı sohbetler sabahımızı şenlendirdi. Mehmet Çekirge, Cevat Tulgarer, Mehmet Şentürk ve Mustafa Ardıç ile yaptığımız güzel sohbeti, megafondan gelen sesle kesmek zorunda kaldık. Hızla İznik oteli önüne döndük ve pedal bas komutu ile yeni güne pedallar dönmeye başladı. İstikamet, İznik gölünün güney kıyısından Gemlik, Kurşunlu, Mudanya ve Feribot ile İstanbul’du.

 

Araba ile dümdüz olan yollar meğerse bisikletle git git bitmeyen inişli çıkışlı, dönemeçli yollarmış. İlk mola yerimiz, Göllüce köyüne geldik. Burada Milli takım antrenörü Sabri Bey ve oğlu ile tanıştık. Oğlunun lastiği patlamıştı. Lastik değiştirme süresi tam bir buçuk dakika sürdü. İşinde profesyonel insanlardan bilgi alıp bisiklet kültürümün artmasına çok mutlu olmuştum.

 

Yola devam, etrafımızda dut, çınar, kestane, üzüm bağları, zeytinlikler ve tarlalarda kadınlı erkekli çalışan köylülerden bir teyzenin, hayret dolu çığlığı hala kulaklarımda çınlar.

 

- Gıııııızzzzz, sen ne ediyooonnnnn bunların arasında,  -  Vııışşşşş,  diyerek dizlerine vurması çok hoşuma gitmişti.

 

Güneşten kavrulmuştu teni, toprakla çalışmaktan yüzünün çizgileri derinleşmiş, elleri çatlamıştı. Yöresel şalvarlı, başı yemenili, toprağın güzel, çalışkan kadınını, Mavişin zilini çın çın çaldırıp, gülümseyerek ve el sallayarak selamladım onu. Belki o güzel, çalışkan toprak kadını ile yakın yaşlardaydık ama yaşam koşulları insanı ya gençleştiriyor ya da yıpratıyor.

 

İnişli çıkışlı dönemeçleri pedal basarak ilerliyoruz. Artık gölden içeri kısımlara giriyorduk ve doğa yüzeyi farklılaşıyordu. Dik yalçın kayalıklar yeşille kaynaşarak tünel gibi bizi içine çekiyordu. Kısa ama dik bir yokuşun tepesinde, yemyeşil ağaçların altındaki Narlıca köyünün kahvesinde ikinci molamızı verdik. Bugünkü hatırı sayılır sıcak güneş, ensemizde kendini tam hissettirdiği anda bu ağaçların gölgesi ve Narlıca köyündeki tatlı bir esinti, ilaç gibi geldi hepimize.

 

Narlıca kahvesinde bir masada 3 adam çaylarını içerken, merakla bize bakıyorlardı. Konuşmaya çekinir gibiydiler. Yanlarından geçerken biri, bana laf attı,

 

 –Hoş geldiniz bacım.

-Hoş bulduk,  sizler buradan mısınız?

- Evet, gel bacım otur, bir çayımızı iç, sohbet edelim. Kimsiniz? Bu kalabalık bisiklet grubu nedir, nereden gelip nereye gidersiniz? Genç adamların sorularını yanıtladım, ne iş yaptıklarını sordum. Zeytin işi ile ilgilendiklerini söylediler.

3 adamdan en çok, isminin Mustafa Mert olduğunu söyleyen genç, benimle rahat konuşuyordu. Narlıca köyünde yaşadığını, evli 2 kızı olduğunu ve bir daha Narlıca köyüne gelirsen, eve de beklerim abla, eşim ve kızlarımla tanışırsın, misafirimiz olursan çok mutlu oluruz, dedi.

 

-Kısmet, inşallah. Ailene selamlar.

 

Megafonun sesini duyunca, ayrılma zamanı diyerek, misafirperver, candan bir genç olan Mustafa Mert ve arkadaşlarına hoşçakalın, Allah'a emanet olun diyerek, Narlıca köyünden ayrıldık. (Önümüzdeki sene, bisikletli arkadaş grubu ile çadırla, İznik’te bisiklet turu yaptığımızda, Narlıca köyüne geldik. Grup göl kenarında tura devam ederken geçen yıl, kanserle mücadelesini kaybeden, bisiklet can dostumuz Rahmetli Ayşe Çakırkaptan ile ben, Mustafa Mert’in evine misafir olarak gittik. Eşi Emel Hanım ve iki kızı ile tanıştık. Öğlen sıcağında püfür püfür esen, göl manzaralı evin balkonunda pasta ve börekleri, tadı damağımızda kalan nefis çay ile neşe içinde yemiş, bu güzel aile ile yaptığımız sohbete doyamamıştık.)

 

100 Yıllık macera grubu ile yola devam ediyoruz, güneş bu gün bizi kavururken, karşıdan gelen rüzgarın şiddeti hızımızı kesip, küçük dönemeçli, inişli çıkışlı yolda rahat pedal basmamızı güçleştiriyordu.

 

İleride, grup birdenbire durmuştu. Mecburi bir mola daha vermek zorunda kaldık. Bu molada farklı bir deneyim yaşadık. Yol kenarında büyük bir çınar ağacının altında toplanan bisikletli gruba yaklaşırken, Funda hanım el kol hareketi yaparak bizim durmamıza neden oldu.

 

 - Kenara çekilin trafiği kapatmayın, diye sesleniyordu. Dünyanın en güzel trafik polisi, Funda Hanımdan sonunda bilgi alıyoruz.

 

-Fren çatalı kilitlenmiş. Bisiklet sele borusuna sarılıymış. Bisiklet kilidinin, uzun kilitleme kısmı, aşağıya dönmüş ve fren çatalının arasına sıkışmış. Yavaşlamak için freni sıktığında olan olmuş ve düşmüş. Arkasından gelen olaydan habersiz, oda, düşene çarpıp, kötü düşmüş.

 

Beklenmedik küçük bir kazada, kimseye önemli bir şey olmuyor ama arkadan gelip düşen bisikletli arkadaşımızı hemen ambulansa atıp götürüyorlar. Turu kimsenin burnu kanamadan kazasız belasız bitirdik ama bu olayda nazar boncuğu oldu. Öğreniyorum ki uzun yolda, bisiklet üzerinde lüzumsuz hiçbir şey olmayacak.

 

Motorize birlikteki arkadaşlarımız bu olaya hepimizden fazla üzüldüler. Onlar herhangi bir olumsuzluk yaşanmaması için olağan üstü çaba sarf ederlerken bu olayın istek dışı olmasına biraz da şaşırdılar. Ama cankurtarandan güzel haberler gelince hepimiz rahatlıyoruz.

 

Gemlik’e giden asfalt yol, dümdüz görünmesine rağmen eğim gittikçe yükseliyordu. 8 kilometrelik eğim çok dik olmasa da devamlı yokuş çıktık.

Son günün yorgunluğu ile pedalla pedalla Gemlik bir türlü gelmek bilmiyordu. Bitmeyen bu yolda içim tükendi. Gözlerim minibüsü ararken birden bir hafiflik hissettim, hızım artmıştı. O anda Bisiklet meleklerimden biri geldi diye düşündüm, Murat Suyabatmaz, Kerem Ersü, Cüneyt Orhun, Ümit İlkay Levent bu turda yoktular.

 

Kim bu yeni bisiklet meleğim dememe kalmadı, Bursalı, Selçuk Kalınoğlu Bey’in, güler yüzünü ve sırtıma elini dayayarak, Mavişin gücüne güç kattığını fark edince, dünyalar benim oldu.  İçime enerji eskisinden daha fazla dolmuştu. Artık uçuyordum Gemliğe doğru. Selçuk Kalınoğlu, yeni bisiklet meleğime sonsuz teşekkürler.

 

İznik’ten 40 kilometre yolu pedallayarak, İstanbul Bursa yolu üzerindeki İznik sapağına geldik. Bundan sonrası Gemliğe kadar yokuş aşağı gidilecekti. Büyük bir ağacın altındaki kısa moladan sonra Gemlik sapağına Selçuk Bey’le birlikte indik. Gemlik yokuşunun nasıl dik ve dönemeçli olduğunu herkes bilir. Yokuşun alt başında bir yokuşa, bir de kendime göz attım.

 

Sonuç olarak, telefonumun pili bitmişti. Fotoğraf makinemin de pili bitti, benim de 3 günün sonuna doğru, burada pilim bitmişti. Kurşunlu yokuşu ve en dik yokuş olan Mudanya yokuşu kendini en sona bırakmıştı. Akşamsa feribot ve geç saatlerde İstanbul beni bekliyordu. Gemlik, Köfteci Yusuf’un önünde yol kenarında bunları düşünürken, Bursa Bisiklet il Temsilcisi Cevat Tulgarer ve Federasyon antrenörü Sabri Bey yanımda bitiverdiler.

 

-Nilgül Hanım, sizi bizim arabaya alalım diyerek Mavişin tekerleklerini söktüler. Küçük arabaya Maviş ile nasıl bindim hatırlamıyorum. Bisiklet dostları ile Kurşunlu'da kumanyalı güzel bir yemek yedik ve Mudanya yokuşunun en zor yokuş olduğuna karar verdim.  Dar, dik ve keskin dönemeçli, trafikse tehlikeliydi. 100 yıllık maceracılar tüm yokuşları tekerlek ve pedalları altında eritip Mudanya’ya zaferle ulaştılar. Hepsini tebrik ve takdir ettim.

 

Mudanya’da Organizasyon yetkililerine teşekkür edip, Bisiklet dostlarına seneye buluşmak üzere allahaısmarladık diyerek, kendimizi kocaman, kapalı bir fanusa benzeyen feribota attık.

 

Sessizliğe, bisikletin lastik ve zincir sesine, yeşillikler içinde temiz havaya alışmış olan ben, sorumsuz annelerin ortalığa salıverdikleri küçük çocuklarının yaptıkları gürültüye, oksijen azlığına, uyuyanların horultusuna, hiç durmadan yüksek sesle konuşan geveze insanların uğultusuna bir saat, elimde Ahmet Tevfik Beyin kitabını okuyarak dayanabildim. Ahmet Tevfik beyin macerasından aldığım güçle, yerimden nasıl fırladığımı bilmeden, beynimde zıpzıp koşan 2-3 çocuğu yakalayıp.

 

-Nerede sizin ananız babanız. Oturun yerinize!!! Diyerek, kitabı kuvvetlice masanın üstüne taaakkkk, diye vurunca çocuklar korkuyla, serçe kuşları gibi kaçışıverdi. Feribot’ta birdenbire büyük bir sessizlik oldu. Tüm yolcuların bakışları bana çevrildi. Yaman Bey, uykusundan fırlamış, şaşkın şaşkın, gözlerini açmış bana bakıyordu. İşte o anda, bende Yüz yıllık maceradan uyanıvermiştim.

 

Birden midem bulandı. Kalabalık, kirli hava, trafik problemleri, gürültü, keşmekeş beni bekliyordu. İki buçuk saat yolcuk sonunda, çok sevdiğim İstanbul’uma gelmiştim. 

 

Yenikapı’da feribottan indiğimde kendimi çok halsiz hissediyordum. Akşam olmuş, hava kararmıştı. Feride’yi evine yolcu ettik. Yaman Bey ve ben pedal basarak Eminönü, Sirkeci istikametine doğru hızlı gitmek istesek te, yavaş gidiyorduk.

 

Kadıköy vapurunda oturunca, kendimizi daha iyi hissediyorduk ama midem bulanmaya devam ediyordu, bir an evvel Haydarpaşa Garına ulaşmak ve trene binmek için son sabrımızı zorladık. Yaman Bey ile vapurda hiç konuşmadan oturduk.

 

Yaman Bey, 2-3 istasyon sonra trenden Kızıltoprak’ta inecek, ben de Küçükyalı’da. Sonrası kolaydı evim istasyona yakındı ve evimi yatağımı çok özlemiştim.

 

O da ne? Haydarpaşa Garında saat 24’ten sonrası için tren seferleri kaldırılmıştı. Bu haber bizde şok etkisi yarattı.

 

-Olamaazzzz.

 

Yaman Bey, hemen bisikletine bindi ve evine doğru pedal basmaya başladı. Gardan dışarıya çıktım. Evim en az 10 kilometre ilerideydi. 10 kilometre değil 10 metre gidecek halim yoktu. Garın dışında sahilde sohbet eden birkaç gencin yanına yaklaştım,

 

-Gençler telefonunuzu kullanabilir miyim? Benim şarjım bitti.

-Hemen dedi biri, teşekkür ettim.

-Aloooo, Burak nerdesin?

- İş yemeğindeyim teyzeciğim. Sen neredesin döndün mü?

- Haydarpaşa Garındayım. Tren çalışmıyor ve benim gelecek halim kalmadı, lütfen gelip beni alır mısın?

- Sakın bir yere kıpırdama. Yarım saat kırk beş dakikaya oradayım.

 

Yeğenim gelecekti, İçim rahatlamıştı. Sahilde bir ağacın altına oturdum. Gelen geçen insanlar bana bakıyorlardı. Bazıları İngilizce bir şeyler söylüyordu. Ben konuşmaya başlayınca,

 

-Sizi turist sandık. Ne arıyorsunuz burada?  Gibi sualler sordular.

 

Son kalan enerjim bitmek üzere iken, Yeğenim Burak geldi. Mavişi bir tekerleği dışarıda kalarak, arabasının bagajına yerleştirdi, ön koltuğa oturduğumda sanki bütün kemiklerim vücuduma batıyordu. Biraz sonra direksiyona geçen yeğenimle sohbet ederken yeniden can bulmuştum.

 

Yüz yıllık macera rüyası burada bitti, hayatın gerçekleri ile baş başayım artık.

 

100 yıl önce Ahmed Tevfik Bey ve arkadaşının pedal bastığı yerlerde BUBİDOSD Bursa Bisiklet ve doğa sevenler derneği organizasyonu 100 Yıllık Macera turunda, Feride Korkmaz, Yaman Avcı ve benim  58 yaşımda katıldığım, 3 günlük maceramız olan, 20 bölümlük Mavişin günlüğü için,

 

 World Federation of Athletes Against Drugs WFAAD, Dünya Uyuşturucuyla Mücadele Eden Sporcular Federasyonu  DUMESF ve Türkiye Hapkido Mücadele Sanatları Federasyonu,THMAF Başkanı, Beyazkuşak Mücadele Sporları Haber Sitesi www.beyazkusak.com kurucusu, yönetmen ve  editörü değerli ağabeyim, hocam, Kaya Muzaffer ILICAK’a Mavişin Günlüğü’nü her hafta aksamadan  www.beyazkusak.com  Sporları Haber Sitesinde yayınlamasından dolayı sonsuz teşekkür ederim.

 

 

Kahramanımız,  Benimde 100 Yıl sonra katıldığım 2011 yılındaki 100 yıllık macera turunun yapılmasına sebep olan, Ahmed Tevfik Bey ve arkadaşına Allahtan rahmet diliyorum. Nurlar içinde olsunlar.

İyi ki bu turu yapmışlar ve yaptıkları tur hakkında Ahmed Tevfik Bey, mükemmel bir kitap yazmış. (İbnülcemal  Ahmed Tevfik, Hüdavendigar Vilayeti Dahilinde Velosipetle Bir Cevelan), Kitap, 100 yıl Bursa’da bir kütüphanenin rafında toz içinde beklerken, kitabı bulanlara, Osmanlıcadan günümüz diline çeviri yapan, Nezaket Özdemir’e ve kitabı basan Kayhan Matbaacısına (İstanbul),  Kitabın yayın ve Dağıtımını yapan Bursa,  Sentez Yayın evine sonsuz teşekkür ederim.

100 Yıl sonra Ahmed Tevfik Beyin anısına tur düzenleyen Bursa bisiklet ve doğa sporları sevenler derneği her yıl bu güzel turu düzenlemektedir. Biz 2’sine katılmıştık, 2018 yılı, 6-7-8 Eylül tarihleri arasında 9’uncusu yapılacaktır, ilgilenenler internetten “Yüzyıllık macera” sayfasından bilgi alabilirler)

BUBİDOSD - Bursa Bisiklet ve Doğayı Sevenler Derneğine
Türkiye Bisiklet Federasyonu Bursa İl Temsilciliğine
Nilüfer Belediyesine
Bursa Gençlik ve Spor İl Müdürlüğüne
Bisikletliler Derneği Bursa İl temsilciliğine
Nilüfer Kent Konseyi’ ne çok teşekkür ederim.

Beni bu tura katılmaya ikna eden, Değerli can dost arkadaşım Yaman Avcı ya, Değerli arkadaşım, can dostum, bu güzel turda benimle birlikte olan işitme engelli sevgili kızım Feride Korkmaz’a çok teşekkür ederim.

Yaşadığım anılarım da bana eşlik eden, Aksu köyü kadınlarına ve sevgili arkadaşım, çalışkan kızım Gülşah Çelen’e ve tura katılan değerli pedal arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. 

Mavişin günlüğünü yazarken, bana destek, moral ve teşviklerinden dolayı biricik ablama, yazılarımı ilk okuyan ve gereken düzenlemeleri gerçekleştiren yazı editörüm, biricik yeğenim Burak Boşluk’a sonsuz teşekkür ederim.

 

İlgi gösteren, okuyan, sosyal medyada yüzlerce beğeni yapıp, yorum yapan aynı zamanda paylaşımlarda bulunan can dostlarıma, arkadaşlarıma ve beni teşvik eden tanıyan veya tanımayan herkese çok teşekkür ederim.

 

Mavişin günlüğü,  15 Şubat 2018 tarihinde yayınlanmaya başlamış bulunup, Haziran  2018 sonunda sona ermiştir. 4.5 aylık bir zamanda 8 bin Kişi ( bilgisayar veya  telefon) tarafından beyazkusak.com sayfasından açılıp okunmuştur. Beyazkusak.com da yıllar boyu binlerce kişi tarafından da okunacaktır.

Okuyan gözlerinize, güzel yüreklerinize sağlık.  Teşekkür ederim.

 

Değerli okuyucularım İyi ki varsınız. Yeni yazılarımda, anılarda buluşmak dileği ile.  Hoşçakalın.

 

NİLGÜL ERTEKİN

 

Beden Eğitimi Öğretmeni ve Spor yöneticisi

Judo                  :  3. Dan Siyah kuşak, Milli sporcu ve antrenör

Okçuluk            : Milli sporcu ve antrenör Balkan takım 2. Türkiye Rekortmeni

Badminton       : Antrenör

Masaj                : Eğitmen  Klasik,Refleksoloji, Lenf Drenaj, Aroma terapi, Shiatsu, spor

Türk İşaret Dili : Eğitmeni

 

 

Bu yazı 624 defa okunmuştur .

YORUMLAR

Son Yazılar