Mavişin günlüğü 15
Milli Sporcu  Nilgül ERTEKİN

Milli Sporcu Nilgül ERTEKİN

Mavişin günlüğü 15

22 Mayıs 2018 - 02:06

 

 

Olayların gidişatını tam anlamak için Mavişin günlüğü yazımın en altında yazarın diğer yazılarında; 1’inci bölümden, 14’inci bölüme kadar olan kısımları okumanızı tavsiye ederim.

 

Yenişehir

 

Ahmed Tevfik ve arkadaşının macerası İstanbul’a dönüş ile kitapta son buldu fakat bizim maceramız devam ediyor.

 

Üç gün boyunca gruptan hiç ayrılmayan kocaman bir cankurtaran arabasını kullanan şoför, doktor ve hemşiresi bizden daha  heyecanlı ve mutluydular. Güneş kremi dışında uygulama yapmıyorlardı. Kazasız  bir yolculuk onları çok mutlu ediyordu. Bizde onların varlığı ile huzur içindeydik.
 

Güler yüzleriyle her birimizle sohbet ederek hepimizin gönlüne tatlı sular serptiler. Tur boyunca yanımızdan ayrılmayan Aydın bisiklet panelvanını da her zaman yanımızda hissediyorduk.

İnegöl,  Angelacoma otelinde, aramıza yeni katılanları yavaş yavaş tanımaya başladık. Türkiye Bisiklet Federasyonu Bursa İl Temsilcisi Cevat Tulgarer ve Bursa Gençlik Spor İl Müdürlüğünden iki üç kişi ayrı bir özel arabada, grubun her olayını kontrol altında tutuyorlardı. Tur boyunca, şehir dışında mutlaka bir Jandarma ekip arabası, yerleşim sınırında bizi İl Trafik Emniyetinin polis ekip arabalarına teslim ediyorlardı.

 

Kamyonda eşyalarımız torbalar içinde emniyetle yol alırken, ben de kalabalık bisiklet grubu içinde, bu organizasyonun yapılması için ne kadar çok emek harcandığını,  bu işin hiçte kolay olmadığını ve bu turun,  her hangi bir basit bisiklet turu olmadığını daha iyi fark ediyor ve bu organizasyonun oluşumunda emeği geçenleri içimden gizlice takdir ediyordum.

 

Takdir ediyordum çünkü;  uzun yıllar bende farklı spor federasyonlarında yönetici, antrenör, sporcu veya hakem olarak yurtiçi ve uluslararası organizasyonlarda görev yaptım. Hatta bazı federasyonların (Karate, Taekwondo) oluşumlarında da gönüllü çalıştım. Böyle bir turun düzenlenmesindeki zorluklar konusunda deneyimlerim yüksekti.

 

Tur organizatörleri her ne kadar sakin görünmeye çalışsalar da gerilimin son noktalarında olduklarını çok iyi tahmin edebiliyor ve takdir etmeden geçemiyordum.

 

Forma dağıtımında yaşanan gecikmelerde bile sinirlerin kopmasına son noktada olduklarını tahmin ettiğim için herkes formamızı istiyoruz  diye sesini yükseltirken, ben sessiz kalmayı tercih ettim. Suskunluğuma, sağ olsunlar yeni tanıştığım bisiklet dostları adıma seslerini yükseltip son gün de olsa turun güzel formasına kavuşmamı sağladılar.  Aksaklık olacaksa böyle aksaklık olsun, can feda benim için.

 

Formama kavuşmuştum ama giymedim. Ne zaman ki Yaman Bey’e ve Feride’ye formalar verildi, o zaman giydim güzel formamı.

Yenişehir’e pedallıyoruz.

 

Motorize ekibinden aldığımız moralle, İnegöl şehir turunu iniş çıkışlarla pedallarken, geçen seneki tura sadece bir kadın bisikletli katılmıştı. Bu sene turda 20 kadın bisikletlinin olması mutlu bir tablo yarattı.  Dileğimiz önümüzdeki senelerde kadın bisikletlilerin katılımı çoğalsın.

 

Hava gerçekten çok güzeldi. Etraftaki dağlarda derin bir sessizlik hâkimdi. Sabahın serinliğinde güneşte bize insaflı davranıyor, öğlen zamanında dahi bizi yakıp kavurmuyordu. Yol durumuna göre 20-30 kilometrede bir mola veriyorduk.

 

Yenişehir’e geldik. Yıllardır gelmeyi çok istediğim ama bir türlü gelemediğim Yenişehir. Rahmetli öğretmen anneciğimin, 1936 yılında kısada olsa ilk görev yaptığı yer. Yenişehir ve Karacabey’dir. 

 

 O zamanlarda öğretmen az olduğundan, mezun olan öğretmenler aynı anda 2-3 okulda görev yaparlarmış. Annemin albümündeki fotoğraflara baktığımda kıyafeti ile modern Türk kadınını ve kutsal meslek olan öğretmenlik hayatında ilk gününden, son emekli olduğu güne kadar bir öğretmende olması gerektiği gibi öğretmenliği temsil ettiğini  görürüm ve annemi rahmetle anarken, onunla her zaman gurur duyarım. 

 

Yenişehir sokakları, Ahmed Tevfik Beyin kitabında yazdığı gibi caddeler geniş ve muntazamdı. Dükkânlar ve evlerin balkonlarından sıcacık bir sevgi seli üzerimizi kaplıyordu.

 

Evlerin eski tahta kapıları ve taş duvarları önünden geçiyoruz. Bu duvarların ve kapıların ardındaki avlu ve evlerde gizemli ne hayatlar yaşanmış ve yaşanmakta. Kim bilebilir.

 

Yenişehir parkındayız. Parkın tüm yollarını bahar çiçekleri gibi rengârenk formalarımız ve bisikletlerimizle doldurduk.

 

Kocaman mangallarda, mis  gibi kokularla, meşhur köfteler, cızır cızır sesler çıkartırken, aşçıbaşılarda hummalı bir telaş vardı. Bu cızırtılar ve koku aç midelerimizi resmen tahrik ediyordu.

 

Galiba erken geldik, bir türlü oturamadığımız masalar tam tekmil hazırdı oysa. Sonradan anladık ki Belediye Başkanı ve protokol daha teşrif etmemişlerdi. Onları beklerken Erdinç Bey ve Feride, Türk İşaret Dilinde koyu bir sohbete dalmışlar,  herkes gibi ben de parkın bir yerinde, Doktor Umur beyle sohbet ederek açlıktan sabırsızlıkla bekliyorduk.

 

 Sohbetimizin konusu tur organizasyonuydu, gür sesi ile bize yaptığı olumlu uyarıları, anonsları, sorumluluk ve sempatikliğinden dolayı Erdinç Beye ve motor üzerinde bizim güvenliğimiz için yaptığı fedakârlığa ve sabrına hayran kaldığım Orkun Bey’e de teşekkür ettim.

 

-Yaptığınız iş kolay değil, 3 gün boyunca sinir sisteminizin gerilmesine rağmen sakinlik ve otokontrolünüz mükemmeldi. Kimseye sesinizi yükseltmeden, sinirlenmeden, kimseyi incitmeden, bunu nasıl başarabildiniz?  Sizi yürekten kutluyorum.

 

Dr. Umur Bey, cankurtaranda ön koltukta keyif yapmadan, bisikleti ile bizimle 266 km pedal basarak görevi başındaydı. Burada tanıştık ve güzel bir sohbete daldık. 

 

Sonunda Belediye başkanı ve protokol üyeleri geldiler. Havuzlu tarihi binanın bahçesindeki masalara hızla, aç kurtlar gibi oturduk.  Kokusu ile kan şekerimizi kamçılayan köfteler ile buluşacaktık. Hepimiz çok mutluyduk. Havuz başında U şeklindeki masalarımıza yerleşir yerleşmez, Yenişehir Belediye Başkanının megafondan hoş geldin konuşmasını dinleyemiyorduk. Gözlerimiz önümüze konan ve yemeğe başlayamadığımız yüzyıllardır kalite ve tadını hiç bozmayan köfte pilav ayran ve salatadaydı.

 

Yemekten sonra, şehir turu ve Cumhuriyet meydanındayız. Meydandaki saat kulesinin dibinde toplandık ve grup fotoğrafı çekilirken,  yeni (Bursalı Murat Esen Bey )dostlarla tanıştım. Yenişehir’de, anılarımız arasında unutulmayacak yerini alıyordu.

 

Yola devam, şimdi İstikamet İznik. Karnımız tok, neşemiz, enerjimiz yerinde, biz pedallarız yolları, dağları demişken karşımıza, sonunun nereye gittiğini göremediğimiz sağa dönen bir dönemeç çıktı.  Yolun sol tarafındaki, düz geniş bir alanda toplandık. Bisiklet konvoyunun uzun olması ve performanslar farklı olduğu için herkesin toplanması için bayağı bekledik. Buradaki toplanmamız mola gibi oldu.  Sular dağıtıldı, yedekler verildi. Güneş tepemizde sıcak parlak yüzüyle bizi selamlarken, Ertan Bey yol talimatını megafon ile açıkladı.

 

-Önümüzde çok dik bir yokuş var. Arkadaşlar vitesleri ayarlayın, acele etmeyin, yavaş yavaş çıkacağız. Ekip arabalarından dikkatli olarak yardım alabilirsiniz, dedi ve devam etti.

 

 -Tepeye geldiğinizde bekleyin. Önümüzde yine keskin dönemeçli ve çok dik inişi olan bir yokuş gelecek.  Önce ekip arabası ve motorlar öne geçecek, trafiğin güvenliği sağlandıktan sonra sizler çok dikkatli bir şekilde bu dik yokuşu ineceksiniz.  Hızımızı kontrol altında tutalım ki bir kazaya sebebiyet vermeyelim. Lütfen, kimse tek başına hareket etmesin. Anladık mı? Çıkarken yavaş, inerken kontrollü ve yavaş olacağız.  Aşağıda sağda benzinci var. Orada buluşacağız.

Lütfen, kondisyonu iyi olmayanlar, kendine güvenemeyenler, yorgunum diyenler arabalara binsinler, dedi. Orkun Bey yanıma geldi.

 

- Nilgül Hanım, siz arabaya binin. Burası Çimento’dan daha dik. Tepede inersiniz. Yokuş aşağı bisikletle gidin, güzel bir yokuş burası ama lütfen inerken çok dikkatli olun. Dönemeçler keskin ve yokuş çok dik, dedi.  Genç, Facebook arkadaşım Yasin; elindeki bir şişe suyu bana uzatarak

 

-Bunu alın hava sıcak.  Yokuş çok dik. Ben daha önce çıktım, biliyorum. Siz arabaya binin, boşuna yormayın kendinizi, dedi.

 

Yaman Bey, sabahtan beri cankurtaran arabasındaydı. Feride ise benim gibi turun tadını çıkartıyordu.  Feride ile ben 18 kişilik minibüse bindik. En arkadan gidiyorduk. Yokuşu çıkamayıp yolda kalanları toplayacaktık. Ve Pedal bas komutu ile 001 öncü grup lideri olan bisikletli harekete geçti.

 

Trafik ekiplerine bu sefer Jandarma da katıldı. Orkun Yağcının, Nasrettin Hoca gibi bindiği motor önde, diğer motorlar yanda, ortada ve arkada yerlerini aldılar. Motorların gürültüsü kulağımıza çok hoş geliyordu.  Derin nefesi ciğerlerine dolduran bisikletliler, yokuşun koynuna girmek için yavaş yavaş ucu gözükmeyen dönemeçte kayboluyorlardı.

 

-Rampayı zevk edinmişim. Bende keder ne arar.

- Su stokları belimizde, gidonlar elimizde, Biz gideriz neşe ile yokuşlara

 

Diye makam tutturan bisikletli dostlarımızın fotoğraflarını çekmek için ben de asfalt yolun karşı tarafından yürüyerek, bu anı ölümsüzleştirme çabasıyla bol bol onların fotoğraflarını çekiyordum. Gururum kadın bisikletçiler, hemen hemen hepsi pedal basıyordu. Yokuş psikologum İrfan ve diğerlerini neşe ile uğurladık. Hareket sırası bizde görelim bakalım şu yokuşu.

 

Minibüse binince, hafiften hayıflandım. Keşke ben de pedal bassaydım diye düşünürken, önümüzdeki nereye gittiği belli olmayan dönemece girince, yaklaşık 10 kilometrelik yokuşun başlangıcında, olayın ciddiyetini Ertan Bey’in ne demek istediğini anlayacaktım. Zorlu pedallar buradan başlıyordu.

 

Dönemeç “U” şeklinde döndü, birdenbire ve hemen dikleşmeye başladı. İlerledikçe eğim yükseliyordu. Tur araçlarının hızı en fazla saatte, 10- 15 kilometreyi geçmiyordu. Neredeyse Feride ile ben aşağıya inip yürüyecektik.

Yokuşu çıkan bisikletlileri görünce, Orkun Beye hak verdim. Çimento yokuşunu rahat çıkanlar dahi bu yokuşta zorlanıyorlardı. Gücü yerinde olanlar başka arkadaşının sırtına elini dayayarak, onun ilerlemesine yardımcı oluyorlardı, bazıları ise arabaların açık camlarına tutunarak ilerliyorlardı. Gittikçe dikleşen yokuşta pedal basan, vitesleri 1-1 konumdaki bisikletlileri, minibüsün açık penceresinden Feride ve ben alkış yaparak, bravo diye seslenerek onlara moral verip  takdir ediyorduk.

 

Ben bisiklete binmeden, yokuşu çıkanların sarf ettiği enerjiden yorulmuştum.

Sonunda tepedeyiz ve aşağıda küçücük görünen İznik şehri ve İznik gölü muhteşem bir manzara ile karşımızdaydı.

 

Macera devam edecek

 

NİLGÜL ERTEKİN

 Beden Eğitimi Öğretmeni ve Spor yöneticisi

Judo                  :  3. Dan Siyah kuşak, Milli sporcu ve antrenör

Okçuluk            : Milli sporcu ve antrenör Balkan takım 2. Türkiye Rekortmeni

Badminton       : Antrenör

Masaj                : Eğitmen  Klasik,Refleksoloji, Lenf Drenaj, Aroma terapi, Shiatsu, spor

Türk İşaret Dili : Eğitmeni

Bu yazı 400 defa okunmuştur .

YORUMLAR

Son Yazılar