Hipodromlardaki Anneler

Türkiye Jokey Kulübü`nün ülkeye yayılan 9 hipodromunda, kadınlar kariyer yarışının ön saflarında yer tutuyor.

 Hipodromlardaki Anneler
A+ A-

Türkiye Jokey Kulübü`nün ülkeye yayılan 9 hipodromunda, kadınlar kariyer yarışının ön saflarında yer tutuyor.
Aprantiden yönetim kurulu üyeliğine, seyislikten atla terapi uzmanlığına kadar her kademeye adlarını yazdıran kadınların görev yaptığı hipodromlar, Anneler Gününü büyük bir heyecan ile bekleyip mutluluk pırıltıları saçıyor. Değeri milyon TL’leri aşan safkan atların bakımı ve eğitimi için çalışan, at sahibi, jokey, antrenör, seyis, veteriner, terapi uzmanı, güvenlik elemanı, temizlikçi anneler, bu özel günde çocukları ve atlarıyla biraya gelip, duygularının anlattılar.
 
Türkiye Jokey Kulübü (TJK) çatısı altındaki at yarışçılığı için ülke genelindeki hipodromlarda yüzlerce kadın görev yapıyor. Hipodromların anneleri olarak tabir edilen kadınlar Atları hiçbir zaman kendi evlatlarından ayırmadıklarını ve mesleklerine tutku ile bağlı olduklarını belirttiler.
 
Türk atçılığının perde arkasındaki kahramanlar
 
GÜLNUR GÜLERCE: TÜM ANNELERİMİZİN ANNELER GÜNÜ’NÜ KUTLUYORUZ
Türkiye Jokey Kulübü (TJK) Yönetim Kurulu Üyesi Gülnur Gülerce, “Türkiye Jokey Kulübü olarak sahalarımızdaki atlarımıza annelik yapan emekçi annelerimiz başta olmak üzere tüm annelerimizin Anneler Günü’nü kutluyoruz” dedi.
 
AYLİN SEVİM: ATLARI HİÇBİR ZAMAN KENDİ EVLATLARINDAN AYIRMIYORLAR
Atçılık sektörünün erkek egemen bir sektör olmasına rağmen aslında çok fazla kadın emeğini de içerisinde barındırdığını ifade eden TJK Kurumsal İletişim ve Pazarlama Müdürü Aylin Sevim, “Gerek atların bakımı, sağlığı, yetiştirilmesi gibi her türü konuda oldukça fazla kadın emeği içeriyor ve kadın istihdamı barındırıyor. Bu kapsamda biz de sahalarımızın emektar annelerini atlarla bir araya getirerek onların hikayelerini paylaşmak istedik. Çünkü anne de oldukları için anne şefkatini, anne sevgisini atlara yansıtıyorlar atların bakımında, yetiştirilmesinde. Hiçbir zaman kendi evlatlarından ayırmıyorlar. Aynı sevgi ve özveriyle atlara yaklaşıyorlar. Biz de onların bu değerli sevgisini aktarmak istedik. Anne olmaları onların iş gücünden arka kalmalarına engel değil. Anne olsalar da aynı şekilde hem çocuklarına hem de atlara bakabiliyorlar böylece diğer kadınlarımıza da örnek olmalarını istedik” diye konuştu.
 
SERAP GÖZ: 5 KADIN JOKEYDEN BİRİYİM
TJK At’la Terapi Merkezi’nde görev yapan ve aynı zamanda binici de olan Serap Göz, erkeklerin çoğunlukta olduğu bir meslek olmasına karşın dünyanın birçok yerinde kadınların da bu işi yaptıklarını belirterek, “Türkiye’de artık kadınlar da bu işi yapmaya başladı. Birçok antrenör kadınımız var, at sahiplerimiz de kadın. 5 tane kadın jokey var Türkiye’de faal olarak bu mesleği yapan. Ben de onlardan bir tanesiyim. Atlar da bildiğiniz küçük bir çocuk gibi. Çocuklardan ayırmıyorum ben onları. Konuşamadıkları için onların hareketlerinden ne hissettiğini anlamanız gerekiyor. Bu işin de olmazsa olmazı bu zaten atla bir bütün olmanız, onun hislerini, duygularını anlamanız gerekiyor. Atlarla uğraşmak zor ve özveri isteyen bir meslek” dedi.
 
“BURADA ATLARIN EVDE İSE KENDİ ÇOCUKLARIMIZIN ANNESİYİZ”
Özveriyi ve sabrı atlardan öğrendiğini kaydeden Serap Göz, “Çünkü burada atların evde ise kendi çocuklarımızın annesiyiz. Ben açıkçası kendi çocuğumdan ayırmıyorum, atları da çok seviyorum. Buraya ilk başladığımda çok fazla kadın yoktu. Artık çok sayıda kadınlarımız var sahada. Ben başladığım zaman 2 kadındık sahada ve çok fazla da zorluklarla karşılaşmadık. Oradaki insanlar hemen bizi içlerine aldılar, kendi kız kardeşleri, ablaları gibi davrandılar ama ister istemez fiziksel olarak özveride bulunmanız gerekiyordu. Mesela upuzun saçlarım vardı, erkekler gibi kısacık kestirmiştim. Erken saatte kalkmanız gerekiyor bu işi yapmak istiyorsanız, yemeğinize dikkat etmeniz gerekiyor. Önceden İstanbul sezonu ile İzmir sezonu farklıydı. 6 ay İzmir’e gitmek durumunda kalıyordum, buradaki yaşantımı bırakmak durumundaydım” şeklinde konuştu.
 
DAMLA ATASOY: YAKLAŞIK 10 YILDIR BU MESLEĞİN İÇİNDE YER ALIYORUM
TJK At’la Terapi Merkezi’nde çalışan ve centilmen binici olan 3 çocuk annesi Damla Atasoy, yaklaşık 10 yıldır bu mesleğin içinde yer aldığını aktardı ve şunları söyledi: “Çocuklarım olmadan önce bu işe başlamıştım Yeni Zelanda’da. Atla uğraşmak sabır gerektiren bir iş. Eğitim vermek, üzerine binmek, onu koşturmak; hepsi sabır gerektiriyor. Çocuklarım olduktan sonra ise açıkçası çok zorlanmadım. Çünkü sabırlıyım, 3 tane çocuğum var. Atlarla zaman geçirdiğim zaman kendimi çok iyi hissediyorum ve bunu da evde çocuklarıma çok iyi yansıttığımı düşünüyorum, mutluyum çünkü atlarla olmaktan.
 
“ÇOCUKLARIMI HİPODROMDA BÜYÜTTÜM”
Annelik ve işin zor ve keyifli yanları da olduğunu vurgulayan Damla Atasoy, “Çok keyifli bir mesleğim olduğu için zorlansam da bu bana herhangi bir yorgunluk ve mutsuzluk vermiyor. Çocuklarımı da genelde hipodromda büyüttüm ama pandemi olduğu için onlarla eskisi gibi çok sık hipodromlarda bir araya gelemiyoruz” diye konuştu.
 
BEYDA TANRIKULU: KIZIMDAN AYRI KALMAK ZOR OLUYOR
Yarış pistlerinde mücadele eden atların antrenörlüğünü üstlenen Beyda Tanrıkulu, at sevgisiyle anne şefkati birleştiğinde çok daha güzel bir uyum yakaladıklarını, bu uyumun da yarış başarılarına yansıdığını dile getirdi. İzmit’te yaşayan 26 yaşındaki Beyda Tanrıkulu, “Antrenörlük mesleğini çok seviyorum. Sadece, yarışlara giderken kızımdan ayrı kalmak zor oluyor. Bu nedenle havanın güneşli olduğu günlerde yarışlara kızım Lamia ile beraber gidiyoruz. Kızım doğmadan önce, henüz cinsiyeti bile belli değilken eski jokey olan eşime, ‘Çocuğumuz erkek olursa karışmam, ama kız olursa kesinlikle jokey olmasını istiyorum’ diyordum. Ben jokeylik mesleğini daha önce tanımış olsaydım, atçılık sektörüne jokey olarak girmek isterdim. Şimdi bu hayalimi kızımın gerçekleştirmesini istiyorum. Sahalarımızda erkek egemenliği hakim değil. Hem bir kadın antrenör hem de anne olarak at yarışı sektöründeyim ve tüm kadınlarımızı bu sektörde yer almaya davet ediyorum” dedi.
 
MERVE KİTAPÇI: BÜYÜK BİR AVANTAJ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM
At sahibi, yetiştirici ve TJK Eski Yönetim Kurulu Başkanlarından Muammer Kitapçı’nın kızı Merve Kitapçı, TJK Asli Üyesi ağabeyi Levent Kitapçı’dan devraldığı bayrağı daha da ileriye taşımak için çalışmalarını sürdürüyor. Oğulları 15 yaşındaki Barbaros ve 13 yaşındaki Kaan ile birlikte 1,5  yıl önce çiftliğe geldiklerini söyleyen Merve Kitapçı, vaktinin büyük bir çoğunluğunu çiftliğinde ailesi ve atlarla birlikte geçiriyor. Hamileliğin, doğumun, tayların ve bu tayların büyüme sürecinin bir anne için yabancı mefhumlar olmadığını anlatan Merve Kitapçı, “Nasıl ki doğdukları günden itibaren çocuklarımızın üstüne titriyor, onların beslenmesi, bakımı, ihtiyaçları, eğitimleri, kısacası her şeyleri ile ilgileniyorsak, tüm bunlar çiftliğimizdeki taylar için de geçerli. Bir anne olmanın yetiştiricilikte büyük bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Hem bir anne hem de bir yetiştirici olmak, bir annenin içinde var olan sevgi, şefkat, bakım ve korumacılık gibi iç güdüleri taylarımıza aktarabilmenizi sağlıyor. Bu şekilde tayınız da mutlu yetişiyor ve arkasından başarılar geliyor. Ayrıca, kısraklar da birer annedir ve tayları için endişelenirler. Bu yönleriyle de bizimle çok büyük bir benzerlik gösterirler. Kısrakların, tayları yanlarından uzaklaştığında öyle bir bakışları vardır ki; bu bakış, bizlerin çocuklarımızı etrafımızda göremediğimizde endişeyle etrafa bakışımız ile bire bir aynıdır. Kendi çocuklarımızın büyümelerini, küçük küçük de olsa atacakları adımları ve elde edecekleri başarıları düşünürüz. Bu düşünceler taylarımız için de geçerli. Yetiştiricilik benim için çok yeni olsa da bir kadın ve bir anne olmanın avantajlarıyla bu yolu biraz daha hızlı kat ediyorum. Tabii ki çalışmalarımızı tek başıma değil, ekibim ile birlikte sürdürüyoruz. Bir haranın başında bir kadının olması ve bu kadının da bir anne olması da birlikte çalıştığı ekip ile kurduğu denge açısından da daha avantajlı oluyor. Aslında değişen bir şey yok diyebilirim; eskiden 2 tane çocuğum vardı, şimdi 22 tane oldular” şeklide konuştu.
 
ÖZLEM AKÇA: DOĞAN TAYIN DÜNYAYA İLK BAKIŞINA TANIK OLUYORUM
Türkiye Jokey Kulübü Silivri Aşım İstasyonu’nda görev yapan Özlem Akça, seyislik mesleğini severek yaptığını ve bu mesleği tercih ettiği için çok mutlu olduğunu dile getirdi. 4 yıldır aşım istasyonundaki kısrakların doğumlarında bulunan, doğum sonrasında da bu tayların yetiştirilmesinde görev alan Özlem Akça, işini ‘annelik’ duygularını ortaya koyarak yaptığını ifade etti . İki kız çocuğu olan Özlem Akça, “Gebe olan bir kısrağın gebelik sürecine, doğum sancılarına, doğuma, kısrağın doğan tayına anne şefkatliyle yaklaşımına, doğan tayın dünyaya ilk kez bakışına tanık oluyorum ve bir ‘anne’ olarak tüm bu heyecanı tarifi mümkün olmayan duygular ile ben de yaşıyorum. Daha sonra, doğan tayların bakımını üstlenerek onların yetiştirilmesinde de görev alıyorum. Tayları büyütürken, ben de onlarla birlikte büyüyorum. Her sabah işbaşı yaptıktan sonra kısrak ve tayların genel kontrolünü yapıyorum. Tedavileri varsa onları uyguluyorum. Daha sonra onları yemyeşil, geniş padoklara salıyoruz. Tayların o merakları, neşeleri, anneleri ile olan birliktelikleri beni çok duygulandırıyor. İmkanı olan herkese, bu süreci hayatlarında en azından bir defa bile olsa tecrübe etmelerini tavsiye ediyorum” dedi.
 
PINAR ARACI BAŞ: BU SÜREÇTEN İNANILMAZ KEYİF ALIYORUM
İngiltere’de ziraat mühendisliği eğitimi aldıktan sonra önce İngiltere’de daha sonra da ülkemizde yetiştiriciliğe başlayan Pınar Aracı Baş, atçılık sektöründeki çalışmalarını 13 yıldır sürdürüyor. Atları ile bire bir ilgilenen ve zamanının büyük bir çoğunluğunu 4 yaşındaki kızı Elif ile birlikte çiftliklerinde geçiren Pınar Aracı Baş, “Aracı Ekürisi’nin kurucusu, babam İbrahim Aracı önderliğinde 13 yıldır yetiştiricilik faaliyetlerinde bulunuyorum. Kısraklarımızın gebeliğine, doğumlarına, doğan taylarımızın büyümesine, kısacası tüm bu süreçlere defalarca şahit oldum. Bu nedenle bizzat anne olmadan önce annelik duygularını tattığımı söyleyebilirim. Kendi çocuğunuz olduğunda, bir anne olarak onun hayatının her noktasına müdahil oluyorsunuz. Onun hayatı ve geleceği için en doğru tercihleri yapmak zorundasınız. Bu nedenle çok büyük bir sorumluluğunuz var. Bu durum, yetiştirdiğiniz veya sahibi olduğunu atlar için de geçerli fakat tek bir farkla; atlar biz insanlardan çok daha hızlı yaşıyorlar. Ömrü yeten insanlar kendi çocuklarını, torunlarını ve tabii kısmet olursa da torunlarının torunlarını görebiliyorlar. Atçılıkta ise bir kan hattına sahip olup da o kan hattının 10’uncu jenerasyon yavrularını bile görebiliyorsunuz. İngiltere’de ve Kocaeli’de iki adet çiftliğimizde sayısı 100’ü aşan atımız bulunuyor. Hepsinin sorumluluğunu almanız çok heyecan verici ama bir o kadar da korkutucu. Çünkü, ayrı ayrı her birinin sorumluluğunu taşıyorsunuz. Bu nedenle annelik içgüdüleriniz de devreye giriyor. Kısrağınızın gebeliği, doğum anı, doğum sonrasında tayınızın büyümesi, ona ilk defa binilmesi, hipodroma gitmesi, yarış kariyeri ve sonrasındaki yetiştiricilik faaliyetleri, üzerinde çok dikkatli düşünülmesi ve doğru kararlar alınması gereken süreçler. Bir anne olarak tüm bu süreci yönetmeniz ve bire bir tanık olmanız, atlarınız ile aranızda duygusal bir bağ oluşturuyor. Hem kendi çocuğumu hem de taylarımızı büyütürken geçirdiğim bu süreçten inanılmaz keyif alıyorum” dedi.